GÖLBAŞI TV ☰ Bölümler
Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeni Nesil 112 Acil Çağrı Merkezi 25 il Çalışmaları

27.11.2020 Tarihinden günümüze sürdürülen alt yapı çalışmaları sonucu 112 Acil Çağrı Merkezi hizmeti Adıyaman'da da hizmet vermeye başladı. 
Tek numara 112 ile Jandarma,Afad, Sağlık,Orman,Yangın ve Polis hizmetlerine ulaşabileceksiniz.
112 Acil Çağrı Merkezleri projesi kapsamında 81 ilimize çağrı alma altyapısı kurulum çalışmaları kapsamında 25 ilimizin (Batman, Diyarbakır, Kırıkkale, Trabzon, Tokat, Van, Artvin, Bayburt, Çankırı, Çorum, Elazığ, Erzincan, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, Iğdır, Karabük, Kars, Kastamonu, Kilis, Malatya, Muş, Ordu, Osmaniye, Tunceli) çağrı alma altyapı donanım kurulum çalışmaları bitmiş olup bunlardan 8 ilimiz ( Batman, Diyarbakır, Kırıkkale, Trabzon, Tokat, Van, Eskişehir, Erzincan) 2020 yılında faaliyete geçirilmiştir. Diğer illerimizde ise yazılım kurulum çalışmaları Bakanlığımız personeli tarafından yürütülmektedir. Kısa süre içerisinde sayılan illerde de acil çağrılar tek numarada birleştirilmiş olacaktır.

Not: 112 Çağrı Merkezlerini Meşgul Etmeyiniz. Vakit önemlidir.
Devamı

CHP , Halk ile Buluştu

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hayatını kaybeden CHP Gençlik Kolları Üyesi İbrahim Ekici’nin ailesi ile de oğlu Mesut Ateşsönmez’i kaybeden Gaziantepli iş insanı Raif Ateşsönmez’e taziye ziyaretinde bulundu.

CHP,Halk ile buluştu. CHP heyeti Malatya, Gölbaşı ve Gaziantep’te Halk ile buluştu. Yoğun katılımın olduğu açık hava toplantılarda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,Chp gnl bsk. Yardımcıları,Chp pm üyeleri,CHP’li Belediye Başkanları,İBB Belediye Bşk.Ekrem İmamoğlu ve Ankara BB.Mahsur Yavaş bulundular.Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 18-20 Haziran tarihlerinde, Gaziantep’te düzenlenen Belediye Başkanları Çalıştayı’nda kapanış konuşması yaptı.




CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu daha sonra lösemi tedavisi gören 4 yaşındaki İkbal Çoban’ı hastanede ziyaret etti. İkbal’in doğum gününü de kutlayan CHP lideri Kılıçdaroğlu, tedavi süreci hakkında bilgi aldı.
CHP lideri Kılıçdaroğlu son olarak, hayatını kaybeden CHP Gençlik Kolları Üyesi İbrahim Ekici’nin ailesi ile de oğlu Mesut Ateşsönmez’i kaybeden Gaziantepli iş insanı Raif Ateşsönmez’e taziye ziyaretinde bulundu. #GölbaşıAdıyaman


Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gaziantep’te lösemi tedavisi gören 4 yaşındaki İkbal Çoban’ı hastanede ziyaret etti. İkbal’in doğum gününü de kutlayan CHP lideri Kılıçdaroğlu, tedavi süreci hakkında bilgi aldı.
Belediye Başkanları Çalıştayı GaziAntep




Devamı

ZMO İstanbul : ” TOPRAK BAYRAMI KUTLANAMIYOR”


Ziraat Mühendileri Odası İstanbul Şubesi Toprak Bayramı dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı.  Açıklamada ülkemizdeki toprak kullanımı ve tahribatına dikkat çekildi.

Açıklama şöyle:

Tarımı yöneten bakanlık yasa ile belirlenmiş Toprak Bayramını kutlamıyor. 2. Dünya savaşı son günlerinde, 15 Haziran 1945’de, 4760 sayılı “Toprak Bayramı Kanunu” çıkarılıyor. Kanunun hükmü gereğince; “Çiftçiyi topraklandırma Kanunu’nun kabul edildiği 11 Haziran tarihini takip eden Pazar günü her yıl Toprak Bayramı olarak kutlanır.” Bu yıl 13 Haziran Toprak Bayramı’dır.

Kanun çıktıktan sonra köylerde çeşitli şenliklerle kutlanıp, bakanlık ve Tarım İl Müdürlüklerince kutlanırken nedendir bilinmez, uzun yıllardır kutlanmamaktadır.

Çitçiyi topraklandıramadıklarından, tarımın bayram edilecek hali kalmadığından ya da bayram yapılacak toprak kalmadığından/bırakılmadığından olsa gerek uzun yıllardır bazı illerde yerel idareciler tarafından hatırlanıp kutlansa da devlet nezdinde kutlama yapılmamaktadır.

Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun gereği yapılamamış, yoksul ve topraksız köylü topraklandırılamamış, toprak reformu gerçekleştirilememiştir.1950’li yıllardan sonra kentlere yoğun göç başlamış, tarımda uzman iş gücü, gerekli şartlar ve olanaklar sağlanamadığından toprağı terk etmiştir. Bugün de bu süreç devam etmektedir.

Aşağıdaki tablodan da görülebileceği gibi, TÜİK Tarım alanları istatistiklerine göre; 2002 yılından 2020 yılına kadar toplam tarım arazilerimiz 41,196 milyon hektardan 37,753 milyon hektara düşmüş, 3,443 milyon hektar arazi artık tarımsal olarak değerlendirilmemektedir.

KKTC yüzölçümü 335.400 hektardır. KKTC için savaşa giren ve halen uluslararası siyasi mücadeleyi sürdüren Türkiye, son yirmi yılda KKTC yüzölçümünün 10 katından fazla tarım arazisini tarım dışına atmıştır. Bu arazilerin önemli bir kısmı başka sektörlerin kullanımına verilmiş, başka yatırımlar yapılmıştır. Kalan kısmı da çiftçi tarafından yeterli ve zamanında uygulanan destekleme, uygun üretim ve pazarlama koşulları olmadığından ve tarımdan geçimini sağlayabilme olanakları göremediğinden, sektöre olan güvensizlikten terk edilmiştir.

Tarım ürünleri yeterliliğinin ve piyasa düzenlemelerinin ithalat ile sağlanması rutin uygulama haline geldiğinden çiftçi üretime ve toprağa yabancılaşma yaşamaktadır. Yüksek ithal girdi maliyetleri ve pazara örgütsüz girmesi yüzünden ithal tarım ürünleri fiyatlarıyla rekabet edememekte, arazilerinin tarım dışı alanlarda kullanılmak üzere değerinin artmasını ve satmayı hedeflemektedir.

En son 2001 yılında yapılan Tarım Sayımında Çayır ve Mera arazilerimiz 14,617 milyon hektar olarak sayılmış, o günden beri, yani yirmi yıldır Tarım Sayımı yapılmamıştır.

Aynı yıllar baz alındığında Tahıllar ve Diğer Bitkisel Ürün ekilen araziler 2 milyon 320 bin hektar azalırken Sebze Bahçeleri arazileri de 151 bin hektar azalmıştır. Bu azalmalara karşın Meyveler, İçecek ve Baharat Bitkileri ekilen araziler 890 bin hektar artarak 3 milyon 684 bin
hektara yükselmiş, 2002 yılında İstatistik kayıtları bulunmayan 2011 yılında TÜİK istatistiklerine giren Süs Bitkileri üretilen arazi miktarı 2020 yılında 5 bin hektar olmuştur. Ayrıca Nadasa bırakılan araziler 2002 yılında 5,40 milyon hektarken 2020 yılında 3 milyon 173 bin hektara düşmüştür.

TÜİK-Tarım alanları, 2001-2020



(Bin Hektar )


Tahıllar ve diğer bitkisel

Meyveler,


ürünlerin alanı




Sebze
içecek ve







Toplam

bahçeleriSüs bitkileribaharatÇayır ve




tarım alanıEkilen alanNadasalanıalanıbitkileri alanımera arazisi








200241 19617 9355 0409302 67414 617
200541 22318 0054 8768942 83114 617
201039 01116 3334 2498023 01114 617
201538 55115 7234 11480853 28414 617
202037 75315 6153 17377953 56414 617

Kuru tarım arazilerini nadasa bırakmanın nedeni toprakta su biriktirmektir. ABD Teksas eyaletinde yapılan bir çalışmada her 1 mm biriktirilmiş suyun dekara 1,57 kg verim artışı sağladığı belirtilmiştir. Bu hesapla 100 mm biriktirilmiş su 157 kg/da verim artışı sağlayacaktır. Nadasa bırakılan arazilerin her yıl ekiminin sağlanması; sulama olanaklarının ve münavebeli ekim teknikleri, gübreleme ve topraktaki bitki besin elementlerinin artırılması ile mümkündür.

DSİ verilerine göre Türkiye’de mevcut su kaynaklarına göre ekonomik olarak sulanabilir arazi 8,5 milyon hektardır. Toplam tarım arazi varlığımızın % 22,5’i sulanabilir olmasına rağmen 2018 yılı kasım ayı sonu itibarıyla ülke genelinde sulamaya açılan arazilerin toplamı 6,59 milyon hektardır. Toplam tarım arazilerinin % 17,45’i sulanmaktadır. Bu oranın yaklaşık

• 25’i basınçlı sulama (%20 yağmurlama, % 5 damlama) sistemleri ile kalan kısmı ise tasarruflu olmayan salma sulama (vahşi sulama) şeklinde sulanmaktadır. Sulama verimliliği bakımından salma, karık ya da tava usulü sulama %45-50, yağmurlama sulama % 75, damlama sulama ise % 90-98’dir.

Vahşi sulama toprakları yıkayarak besin elementleri olan verimli katmanın verimsizleşmesine neden oluyor.

Toprak 300 ile 1000 yılda 1 cm kalınlığında oluşabilmektedir. Bir dekar sağlıklı bahçe toprağında bir kilograma yakın küçük memeli canlı, 15 kg kadar protozoa (çeşitli tek hücreli canlılar), 100 kg solucan, 100 kg eklem bacaklı, 100 kg yosun, 250 kg bakteri ve 300 kg mantar yaşadığı tahmin ediliyor.

Artan kuraklık ve uygulanmayan su yönetim planları susayan tarım topraklarını susuz bırakmaya devam etmektedir.

Filtresiz bacalar nedeniyle asit yağmurlarıyla kirletilen toprağın, hesapsızca kullanılan ağırlıkla ithal kimyasal gübreler ile canlılığı ve onu verimli hale getiren organizmaları öldürülmeye devam etmektedir.
Büyükşehir yasasıyla imar planlarına meze olan tarım arazileri, inşaat, madencilik, ulaştırma, enerji ve turizm yatırımlarıyla yok olmaya devam ediyor. Üstelik verimli üst toprak gerektiği gibi değerlendirilmeden…

Arazilerin, ancak arsa olunca değer kazandığı ve vatan olarak addedilebileceği yanılsaması devam etmektedir. Araziler bir kararla arsaya dönüşebilir fakat arsalar gerektiğinde araziye dönüştürülemez. Ancak önemli bir süre ve çok yüksek maliyetlerle tekrar arazi vasfına kavuşturulabilir.

Tarım arazileri ve tarımsal varlığımızı görmek için vakit geçirilmeden tarım sayımı yapılmalıdır.

Kanun gereği Toprak Bayramınız kutlu olsun!

Murat KAPIKIRAN
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı
(Yönetim Kurulu Adına)

Kaynak: Karasaban

Devamı

Çiftçi-Sen: “Hububatta Referans Fiyatı Yeniden Belirlenmelidir”


Kapitalizmin kâr hırsı ekolojik sistemlerin tahribatı ve iklim krizine yol açmıştır. Olağan akışında yaşanmayan mevsimler çiftçileri ve üretimi vurmaktadır. Bu yıl kuraklık nedeniyle hububat ekimi gecikmiş, kuru tarım yapılan alanlarda büyük zararlar oluşmuştur. Yapılan açıklamalarda bu yıl geçen yıla göre üretimde yüzde 15-20 oranında bir verim düşüklüğü yaşanacağından, buğdayda 5 milyon tona varan kayıplar olacağı belirtilmektedir. İktidar kuraklığın yarattığı hasarı gidermek yerine görmezden gelmektedir. Ürün alım fiyatlarının belirlenmesinde de kuraklığın etkisi düşünülmemiştir.

Bir ürünün birim maliyeti tarlanın kira değerinin, kullanılan girdilerin ve harcanan emek gücünün toplamının üretilen ürünün miktarına bölünmesi ile bulunur. Bu durumda girdi fiyatlarında hiçbir artış olmasa bile üretim miktarının düşmesi nedeniyle birim maliyeti geçen yıla göre yüzde 15-20 artmış demektir. Kaldı ki; şirketlerin ürettiği ve büyük ölçüde fiyatları dövize endeksli olan kimyasal gübrede son bir yılda yüzde 55-65 oranında dense de, yüzde 100, tarım kimyasallarında yüzde 60, mazotta yüzde 50 gibi artışlar olmuştur. Yaşanan enflasyon oranını da hesaba kattığımızda bu durum çiftçilerin, bırakın yaptığı üretimden para kazanmasını, aksine ne kadar tarla işleyip ne kadar üretim yapıyorsa o kadar da zarar ettiğini, borçlandığını göstermektedir.

Siyasi iktidar TMO’nun alım fiyatını geçen yıla göre zamlı(!) olarak açıklar açıklamaz, mazotta ÖTV zammı yaparak kaşıkla verdiğini, kepçeyle geri almıştır. İktidar bu tavrıyla halkının ihtiyacı olan ürünleri ülke çiftçilerine ürettirmek yerine ithalatla karşılayarak küresel şirketlere destek vereceğini bir kez daha teyit etmiştir. Ayrıca hemen hemen her hasat döneminde tarım ürünleri ithalatında yapılan gümrük vergisi indirimleri de bu politikaların ve şirketlere verilen desteğin bir parçasıdır. 2021 Ocak ayında ithalatı yapılan makarnalık buğday fiyatına baktığımızda TMO’nun üreticiden satın alacağı fiyatın çok üstünde bir fiyat olduğunu görmekteyiz.

Uygulanan tarım politikaları ile buğday, arpa, nohut gibi birçok hububat ürününün anavatanı olan ülkemizde, gıda sistemi hızla şirketlerin kontrolüne girmekte, çiftçiler üretimden kopartılmakta, tüketicilerin bu ürünlere erişimi zorlaşmakta, kazananlar ise şirketler olmaktadır. Buna DUR! demek gerekir.

Çiftçi-Sen olarak diyoruz ki;

  • Halkımızın ve çiftçilerin aç kalmaması, yeterli gıdaya erişebilmeleri için maliyet + kâr + insanca yaşam payı hesaplanarak yeniden referans fiyat belirlenmeli, piyasa referans fiyatın altına düştüğünde TMO müdahale etmelidir.
  • Tarımsal üretimde kullanılan mazottan ÖTV kaldırılmalıdır.
  • İthalat yapılarak şirketler desteklenmektedir. Halkın gıda ihtiyacını karşılamak için yapılması gereken şirketlere verilen desteğin kesilmesi küçük aile tarımı yapan çiftçilerin üretmesini sağlamak olmalıdır.
  • Sertifikalı şirket tohumlarına destek verilmesi yerine, kuraklığa dayanıklı ve değişen iklim koşullarına çok daha kolay uyum sağlayabilen yerel tohumların ekimi teşvik edilmeli, desteklenmelidir.
  • Çiftçilerin sendikalaşmasının önündeki her türlü antidemokratik engeller kaldırılmalıdır.
  • Türkiye BM Kurulunda kabul edilen kısa adı “Köylü Hakları Deklarasyonu” olan “Köylüler ve Kırsal Alanda Çalışan Diğer Kişilerin Hakları Bildirgesi”ni amasız, fakatsız kabul etmeli ve uygulamalıdır.
  • Üreticilerin söz ve karar sahibi olduğu demokratik bir tarım programı oluşturulmalıdır.

Gıda krizi yaşamak, açlıkla karşı karşıya kalmak istemiyorsak, halkın gıda sistemi olan “Gıda Egemenliği” mücadelesini yükseltmeliyiz.

Toprak, Onur, Yaşam! 24-Mayıs-2021

Ali Bülent Erdem / Çiftçiler Sendikası /Genel Başkanı

Adnan Çobanoğlu / Çiftçiler Sendikası / Genel Örgütlenme Sekreteri

Devamı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Twitch’de Jahrein’in Konuğu Olacak

 Twitch Platformunda yayın yapan Ahmet Sonuç(Jahrein)’un konuğu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılacağı Jahrein’in canlı yayınını 22 Mayıs Cumartesi günü Twitch Platformunda izleyebilirsiniz.




Canlı yayın adresi : https://www.twitch.tv/jahrein



Devamı

SODEV Gençlik Araştırması Raporu Açıklandı: “Ailelerinden Daha Eğitimli Fakat Daha Yoksul Gençler”

SODEV, 19 Mayıs vesilesiyle bir Gençlik Raporu hazırladı. Rapor, 19 Mayıs Çarşamba günü 15.00’te ZOOM platformu üzerinden gerçekleşen toplantıyla kamuoyuna açıklandı.


Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) tarafından hazırlanan ‘Gençlik Araştırması Raporu’na göre gençlerin %53,8’i anne ve babasından daha eğitimli olmasına rağmen daha düşük gelire sahip. Gençlerin %51,7’si ekonomik olarak ailesine bağımlı yaşıyor ve yakın geleceğe dair umutlu değil. Konut ve araç sahibi olmak bir tarafa, gençler arasında tatile çıkabilecek maddi yeterliliğinin olduğunu söyleyenlerin oranı sadece %27,8.

Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) tarafından gerçekleştirilen “Gençlik Araştırması Raporu” ZOOM üzerinden düzenlenen online basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Eğitimli gençlerin ekonomik durumlarının tespiti ve beklentilerinin ölçülmesi amacıyla gerçekleştirilen araştırmada, 1.067 ön lisans, lisans ve yüksek lisans mezunu 20-30 yaş arasındaki gençlerle görüşüldü.

Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı Ertan Aksoy, söz konusu araştırmaya ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Araştırma özetle, AKP iktidarının öncesindeki Cumhuriyetin önemli başarılarından birisi olan eğitim sayesinde gerçekleştirilebilen sosyal geçişin ortadan kalktığını gösteriyor. Bu araştırmayla, düşük gelirli ailelerin çocuklarının eğitim alması halinde, orta ve üst gelirli ailelere dönüşebilmesinin bir gerçekliğinin kalmadığını görüyoruz. Bunun en temel nedenlerinden birisi yaratılan üniversite popülizmiyle, ihtiyaç fazlası ön lisans ve lisans mezunun verilmesi” dedi.

Basın Bülteni’ne ulaşmak için tıklayınız

Detaylı Araştırma Raporuna ulaşmak için tıklayınız

Devamı

Gölbaşı’nda “İstişare ve Değerlendirme” Toplantısı Gerçekleştirildi.


Gölbaşı’nda “İstişare ve Değerlendirme” Toplantısı Gerçekleştirildi.

Kurumlar arası işbirliğinin azami ölçüde dikkate alınarak Gölbaşı’nda yapılacak yatırımlar ve ihtiyaçlara uygun kamu yatırımlarının Gölbaşı’lıların hizmetine sunmak ve karşılaşılan sorunların çözümü noktasında gerekli eşgüdümü sağlamak üzere “Yatırım İzleme ve Değerlendirme Toplantısı” gerçekleştirildi.
Toplantıya; Adıyaman Valimisi Sayın Mahmut ÇUHADAR , Ahmet AYDIN(Akp Milletvekili Ak Parti Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanı), İ. Halil FIRAT(AkpMilletvekili), Gölbaşı Kaymakamı Mutlu KÖKSAL, Adıyaman Belediye Başkanı Süleyman KILINÇ, Gölbaşı Belediye Başkanı İskender YILDIRIM(CHP), Mehmet DAĞTEKİN(Akp İl Başkanı), İlçe Emniyet Müdürü Komiser Şahin GÜL, İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Mehmet YAMAN, Balkar Belediye Başkanı Orhan ORHAN, Belören Belediye Başkanı Mahmut TURAN,Hakan TOYDAŞ(Akp Gölbaşı İlçe Başkanı), İl Genel Meclis Üyeleri Mehmet IŞIKLAR, Mahmut ŞAHİN, Nevzat KOZAK ve Kurum Amirleri katıldı.


Devamı

Gölbaşı ileri gelenlerinden Anneler Günü İletisi


CHP Gölbaşı İlçe Başkanı Emine Köseler :

Yaşamları boyunca karşılık beklemeden sevgi, hoşgörülerini esirgemeyen, yaşama tutunduğumuz ilk günden itibaren koşulsuz yanımızda olan, değerleri hiçbir zenginlikle ölçülemeyen annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyor saygılarımı sunuyorum..

Gölbaşı Belediye Başkanı İskender Yıldırım :
İyiliğin, şefkatin, fedakârlığın, merhametin ve koşulsuz sevginin kaynağı olan tüm annelerimizin ellerinden öpüyorum. Anneler Günününüz kutlu olsun.

CHP Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere :
Hayatımıza anlam katan annelerimizin ve yüreği annelik hisleriyle dolu bütün kadınların #AnnelerGünü kutlu olsun.

Gölbaşı MiniHal :
Anneler evlatların gamzesidir.Evlatlar annenin duasıdır.Hayatıımız onların duası ve rızası üzerine kuruludur.Tüm annelerimizin ellerinden öpüyoruz.

İlhami Ulu :
Anneler Günü Kutlu Olsun

İşler Gölbaşı :
Tüm Annelerimizin , Anneler Günü Kutlu Olsun

Gölbaşı Tv olarak tüm canlıların Anneler Gününü kutluyoruz

Devamı

Çiftçi-Sen:”17 Günlük Tam Kapanma Market Zincirlerine Hizmet Ediyor!”

Çiftçi-Sen yaptığı açıklama da “17 Günlük Tam Kapanma Market Zincirlerine Hizmet Ettiği”nibelirtti.

Covid-19 salgını döneminde gıdaya erişimin ve sağlıklı gıdayla beslenmenin önemi daha da anlaşılır olmasına rağmen, çiftçiler ürettikçe maliyetlerini bile karşılayamaz duruma düştüler. Girdi maliyetleri devamlı yükselirken, her hasat döneminde yapılan ithalatlarla ürün fiyatları baskılandırılmaya çalışıldı. Küresel iklim değişikliğinden kaynaklanan; dolu, don afetleri, kuraklıklar, su baskınları, hayvan ve bitki hastalıkları çoğalmasına rağmen çiftçilere afetlerle ilgili destekleme yapılmaktan kaçınıldı. Şu anda bile Diyarbakır ve çevresinde yaşanmakta olan kuraklığın yaratacağı ürün kayıpları ve çiftçilerin gelir kayıpları görmezden geliniyor. Bütün zorluklara rağmen ısrarla üreten çiftçilerin pandemi yasakları nedeniyle tarlalarına gitme zorluklarına, 17 günlük tam kapanma döneminde pazara erişim yasakları da eklendi. Pazar yerleri kapatıldı. Malını toptancı hallerinde de satamayan çiftçiler, emeklerinin karşılığı olan ürünlerini Antalya’dan başlayarak çöpe dökmeye başladı.

Bir yanda ürünlerini pazara götürüp satamayan, çöpe döken veya tarlasında bırakan çiftçiler; diğer yanda ise marketlerin fahiş fiyatından sebze ve meyve almak zorunda kalan veya yeterli geliri olamadığından dolayı alamayan tüketiciler… İktidar sonuçta, görmek zorunda kaldığı bu durum karşısında sadece Cumartesi günleri il ve ilçelerde, bir yerde pazar yeri açma kararı aldı. Açıktır ki, bu karar çiftçilerin sorunlarını çözmeyeceği gibi tüketicilerin gıdaya erişim sorununu da çözmez. İl ve ilçelerde sadece bir pazar yerinin haftanın bir günü açık olması, daha çok kalabalık ortam yaratacağı için salgının yaygınlaşmasına da yol açar. Üreticilerin aracı ve market zincirlerinin insafına bırakılmasının devamını sağlar. Halbuki farklı günlerde ve daha dar bölgelerde (mahallelerde) yerel pazarların açılması gerekirdi. Çiftçinin elindeki ürünün çürümesinin önüne geçmenin, tüketicilerin de uygun fiyata taze sebze yiyebilmesi sağlayabilmenin yolu budur. Çünkü, tarladaki bir çok sebze türü her gün hasat edilmezse kartlaşır ve hasat edilip pazara götürülmezse çürür.

Tüketicilerin daha uygun koşulda gıdaya erişebildiği, üreticilerin de daha iyi fiyata ürünlerini satabildiği pazar yerlerinin Covid koşullarına uygun bir hale getirilmesi, çoğaltılması ve gerekli denetimi kamunun yapması gerekirken, her yerde hafta da bir ve aynı gün pazar yeri açma uygulamasıyla tüketicilerin gıdaya erişebilmesi için market zincirlere muhtaç kalması sağlanıyor. Çiftçiler ürünlerini zararına satmak, tüketiciler de tüketecekleri gıdayı değerinin çok üzerinde bir fiyatla marketlerden temin etmek zorunda bırakılıyor. Kaybedenler ekonomik kriz içinde olan tüketicilerle, tarımsal ürün üretmek için tüm aile fertleriyle birlikte çalışan çiftçiler oluyor. Kazananlar ise belli: aracılar ve zincir marketler.

İktidarın şirketleri koruyan ve kollayan bu politikaları gıda enflasyonu yaratıyor, Covid-19 salgınının yarattığı sağlık krizinin yanı sıra ekonomik kriz, gıda krizi tehdidini de beraberinde getiriyor. Gıda şirketleri yıllardır gıdanın kontrolünü ellerine geçirmek için çaba sarf ediyorlardı. Şimdi salgından yararlanarak bu konuda oldukça büyük mesafe kat ettiler, ne yazık ki hükümet de aldığı kararlarla buna yardımcı oluyor. Şirketlerin tarım ve gıdayı kontrolünü sağlayan zincirin son halkasını, yani pazarlanmasını da sadece şirketlere teslim etmiş oluyor.

Sonuç olarak; tarım ve gıdanın tohumdan başlayarak, üretimi, girdilerinin sağlanması, işlenmesi ve pazarlanmasına kadar olan sürecin kontrolü küresel şirketlerin eline geçtikçe, daha farklı ifadeyle şirketlerin gıda sistemi kuruldukça, tüketiciler nasıl üretildiklerini bilmedikleri ürünleri, şirketlerin belirledikleri fiyatlarla tüketmek zorunda kalıyorlar. Buna karşı çıkmak, “Dur!” demek gerekir. Küçük çiftçiler, aile tarımı yapanlar ve sağlıklı gıdaya erişme ihtiyacı duyanlar, şirketlerin gıda sistemi karşısında kendi gıda sistemlerini kuracak bir mücadeleyi birlikte yürütmek zorundadır. Çözüm halkın gıda sisteminde, yani Gıda Egemenliği’ndedir.

Ali Bülent Erdem / Çiftçiler Sendikası Genel Başkanı
Adnan Çobanoğlu / Çiftçiler Sendikası Genel Örgütlenme Sekreteri

Devamı

Gölbaşı Belediyesi Parkları Yaşanabilir Bir Ortam Sağlıyor

Gölbaşı Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü İşçileri , Gölbaşı Doğa Parkında bakım, temizlik ve güzelleştirme çalışması yaptı.


Devamı

Gölbaşı Belediye Başkanı İskender Yıldırım’dan Kınama


Gölbaşı Belediye Başkanı İskender Yıldırım : " ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915’te yaşanan olayları soykırım olarak nitelediği, tarihi gerçeklerle bağdaşmayan suçlayıcı açıklamasını kınıyor ve kabul etmiyoruz. " dedi.

Devamı

Gıda krizi riski büyüdü (2) | Suçlu virüs mü, çözüm nerede?


Mevcut tarım-gıda sisteminin salgın hastalıkların ortaya çıkmasında ve yayılmasında oynadığı role dün dikkat çekmiştik. Bugün ise sistemin aynı zamanda da, Kovid-19 pandemisinin beraberinde getirdiği sorunları ağırlaştırdığını ortaya koyacağız.

Salgın süresince öne çıkan sorunları tüketim, dolaşım ve üretim alanlarında görmek mümkün. Bu üç alanda gerek küresel ölçekte gerekse Türkiye bağlamında geçtiğimiz haftalarda ortaya çıkan gelişmeler, aynı zamanda mevcut tarım-gıda sisteminin yapısal problemlerini ve yarattığı toplumsal kırılganlıkları da bir kez daha gözler önüne serdi.

Salgının etkilerinin en hızlı ortaya çıktığı alanlardan birisi gıda ürünlerine yönelik talepteki değişim ve tüketim olduğunu söylemek mümkün. Alınan tedbirler kapsamında restoran, kafe, bar, otel, turizm işletmeleri gibi yemek servisi endüstrisinin temel aktörlerinin faaliyetleri durduruldu veya paket servis hizmeti ile sınırlandı. Toplu yemek yeme yerleri olarak da öne çıkan okullar ve üniversiteler tatil edildi ve/ya çevrimiçi eğitime geçildi.

Benzer bir şekilde kimi işyerlerinin çalışmaya ara vermesi, kamu kurumlarının dönüşümlü çalışmaya geçmesi ve toplumsal ve kültürel etkinliklerin iptali gündeme geldi. Bütün bu faktörler, özellikle yaş meyve ve sebze ile et ve süt ürünlerine yönelik talepte önemli düşüşleri de beraberinde getirdi.

Hane tüketimi açısından her ne kadar salgının ilk haftalarında stok yapma eğilimiyle bir artış söz konusu olsa da salgına bağlı giderek artan ekonomik kaygılar ve gıda güvenliğine yönelik korkularla birlikte önemli bir daralmadan söz edilebilir.

Ev içi tüketimin kendi içindeki dağılımı bakımından da yaş meyve ve sebze, et, balık, süt gibi ürünlerin payı azalırken konserveler ve kuru gıda ürünleri ile besin değeri düşük hazır paketlenmiş gıdaların tüketiminde artış karşımıza çıkıyor. Satış kanallarına baktığımızda ise semt pazarları ve üretici/köylü pazarları yerine süpermarketlerin ve bunlara bağlı dijital alışveriş platformlarının giderek ağırlık kazandığı gözleniyor.

PANDEMİ İLE HERKES EŞİT İMKANLARLA KARŞILAŞMIYOR

Tüketim alanında ortaya çıkan bu gelişmeleri, var olan beslenme rejiminin barındırdığı eşitsizlikler ve kırılganlıklarla da birlikte düşünmek gerekiyor. Zira küresel beslenme rejimi zaten “Yeteri kadar parası, zamanı ve enerjisi olan oldukça az sayıdaki insanın ‘sağlıklı’ (organik, ekolojik, vb.) gıdalarla” beslenmesine olanak tanırken, “Dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu yüksek miktarda enerji, yağ, işlenmiş tuz ve şeker içeren hazır gıdalara” mahkum etmiş durumda. Başka türlü söyleyecek olursak, pandemi ile herkes eşit şartlarda ve benzer mücadele imkanları ile karşılaşmıyor.

Küresel ölçekte 820 milyonu aşkın insan salgınla mücadeleye kronik açlık sorunu yaşarken girmek durumunda ve bu sayının pandemi koşullarında katlanarak artması bekleniyor.

Benzer bir şekilde 2 milyarı aşkın bir dünya nüfusu besin maddesi yetersizlikleri, aşırı kilo ve obezite sorunu ile risk kategorilerinin ön sıralarında yer alıyor.

Bu rakamlara bir de dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen diyabet gibi beslenmeye bağlı kronik sağlık sorunları eklendiğinde tablo iyice ağırlaşıyor.

Dahası, aşağıda yer verilen gıda dolaşımında ve arzında yaşanan sorunlar da dikkate alındığında, yeterli gıdaya erişim konusunda zaten eşitsiz bir konumda olan kır ve kent yoksulları, göçmenler, yaşlılar, kadınlar, ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalanlar gibi toplumun kırılgan kesimlerinin salgından daha ağır etkileneceğini ise ayrıca not etmek gerek.

İTHALAT VE NAKLİYE SORUNLU BAĞIMLI ÜLKELER RİSKTE

Gıda dolaşımı alanında da salgına bağlı olarak önemli eğilimler ve sorunlar baş göstermiş durumda. Örneğin, kimi ülkeler ulusal korumacı politikalar çerçevesinde belirli ürünlere ihracat kısıtlamaları getiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) ve benzer uluslararası kuruluşların da bu süreçte vurguladığı üzere, küresel ticarette gözlenen bu tip kısıtlamalar, gıda güvencesi bakımından ithalata bağımlı kılınmış birçok ülke için can yakıcı bir sorun olarak beliriyor.

Bu bağımlılığın zemininde, uzunca bir süredir bu alana yön veren neoliberal ekonomik politikalar ve tarım-gıda siyaseti yer alıyor. Türkiye bağlamında ise özellikle kimi tahıllar, bakliyat, yağlı bitkiler ve yem bitkileri alanında sorunlar yaşanabileceği düşünülüyor.

Dolaşım alanında geçtiğimiz haftalara damgasını vuran bir diğer sorun ise gıdanın nakliyesi oldu. Uluslararası hareketlilik ve ulaşım alanında yürürlüğe konan sınırlamalar ve yasaklar, uçak taşımacılığını durma noktasına getirirken 14 günlük karantina uygulaması ise kara yolu taşımacılığını büyük oranda kısıtlamış görünüyor. Bu durum üreticiler bakımından birçok ürünün tarlada kalması anlamına gelirken, tüketiciler bakımından ise gıdaya erişim riskini artırıyor.

Gıdanın dolaşımına ilişkin öne çıkan sorunların, serbest piyasa söylemiyle çok uluslu tarım-gıda şirketlerinin hegemonyasında şekillenen uluslararası iş bölümünün ve uzun tedarik zincirlerinin kırılganlığını gözler önüne serdiğini söylemek gerek.

Kovid-19 pandemisi küçük ölçekli köylü tarımı, kısa tedarik zincirleri, yerel/yöresel gıda sistemleri ve pazarlar pahasına şekillenen mevcut tarım-gıda sisteminin yerkürenin belirli bölgeleri için ekstra kırılganlıklar anlamına geldiğine işaret ediyor.

KUZEY YARIM KÜREDE ÜRETİMİ VURUYOR

Gıda üretimine bakıldığında, olası riskleri artıran temel faktörlerden birisi, salgının, en azından kuzey yarım kürede, tarımsal üretimin kritik bir döneminde ortaya çıkmış olması. Örneğin, Türkiye’de nisan ve mayıs ayları, çeşitli tahıllar ve baklagillere ek olarak soğan, patates, domates, biber, patlıcan gibi birçok sebze için ekim-dikim-bakım zamanı iken, narenciye ve kiraz gibi meyvelerin ise bazı bölgelerde hasat zamanı.

Bu zamana kadar uygulanan tarım ve gıda politikaları ile zaten zor koşullarda tarımsal üretimi sürdüren küçük üreticiler için salgın ekstra sorunlar doğuruyor. Örneğin, halihazırda fiyatların girdilerde yüksek, ürünlerde düşük olmasından yakınan üreticiler için durumun daha ağırlaşması söz konusu. Zira salgına bağlı oluşan kur farklarından, lojistik sorunlardan veya üretim açıklarından dolayı girdi fiyatlarının ayrıca yükselmesi riski ile karşı karşıya.

Dahası, ekim, dikim ve bakım işleri için elzem olan maske, eldiven, dezenfektan gibi ürünlerde spekülasyon ve fırsatçılık haberleri de geliyor. Öte yandan, yukarıda ana hatlarıyla yer verilen tüketim ve dolaşım sorunlarıyla birlikte düşünüldüğünde, üretilecek ürünlerin kime, hangi kanallar aracılığıyla, nasıl bir fiyattan satılacağı konusundaki belirsizlikler ve kaygılar da ayrıca katlanmış durumda.

Üreticilerin uzun bir süredir ağır kredi borç yükleri altında ezildikleri biliniyor ve bu durum kısa süreli şoklar karşısında bile dayanma ve üretimi sürdürme kapasitesini iyice daraltıyor. Bu noktada tarımsal üretimden kopan bir üreticinin nadiren üretime tekrar döndüğünü de ayrıca not etmek gerek.

Hızla derinleşebilecek bir üretim krizini önlemek adına kısa vadede alınması gereken tedbirleri ayrıca önemli hale getiriyor.

IRGAT BELİRSİZ, ÜRETİCİ YAŞLI: NASIL OLACAK?

Üretim alanında hızla gündemin ön sıralarına yerleşen bir diğer konu ise tarım işçilerinin sağlıkları ve çalışma koşulları oldu. Salgın öncesinde de sağlıksız çalışma ve barınma koşullarına mahkum edilmiş durumda olan mevsimlik işçiler, küresel ölçekte olduğu gibi Türkiye tarımında da sarf edilen emek-gücünün ana kaynağı. Kötü koşullar nedeniyle zaten ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olan mevsimlik işçilerin salgından nasıl korunacağı ve güvenli bir şekilde çalışmalarının sağlanıp sağlanamayacağı tarımsal üretimin seyrini de doğrudan etkileyecek.

Mevsimlik işçilerin tarımsal üretimde oynadığı kilit rolün bir kaynağı da neoliberal tarım-gıda politikalarına bağlı olarak giderek artan kırsal yaş ortalaması. Örneğin, Türkiye kırsalında yaş ortalaması 60’a dayanmış durumda ve gerek bitkisel gerekse hayvansal üretimde 65 yaş üzeri nüfusun hatırı sayılır bir yeri var. Bu noktada, tarımsal üretim süreçlerinin ve kırsal yaşamın özgünlükleri gözetilmeksizin, kent ve sanayi odaklı alınan tedbirlerin başlı başına bir sorun kaynağı olarak karşımıza çıktığı da ayrıca not edilmeli.

RET VE ÇÖZÜM İÇİN FIRSAT!

Pandeminin ortaya çıktığı toplumsal, siyasal ve ekolojik bağlam gözetilmeksizin alınacak kararlar, geliştirilecek politikalar ve müdahale araçları çözüm değil. Aksine söylemek gerek; var olan sorunları ve eşitsizlikleri derinleştirecek. Ne yazık ki, bu zamana kadar küresel ölçekte ve Türkiye bağlamında bu doğrultuda atılan adımların yeterli olduğunu söylemek mümkün değil.

Peki, salgına karşı kısa, orta ve uzun vadede verilecek mücadelede ne gibi olanaklarımız var? Bu sorunun cevabını ise uzaklarda aramaya gerek yok. Yukarıda sıralanan sorunların her birine dair yerkürenin kuzeyinden ve güneyinden yükselen güçlü alternatif sesler var. Tabandan gelen bu sesler yeni de değil.Reklam

Toplumsal ve ekolojik sürdürülebilirlik ve kapitalist tarım-gıda sisteminin reddi doğrultusunda ortaya çıkan hareketler, kavramlar ve talepler salgına karşı verilecek mücadelenin de en temel olanaklarını barındırıyor.

Atakan BÜKETüm Köy-Sen
Akademisyen

Devamı

Gıda krizi riski büyüdü (1) | Suçlu virüs mü, çözüm nerede?


Salgında tarım-gıda alanında üretim, dolaşım, tüketim ve emek ilişkileri nasıl etkileniyor? Salgına bağlı olarak kıtlık ve açlık tehdidiyle mi karşı karşıyayız? Akademisyen Atakan Büke yazdı.

İçinde bulunduğumuz pandemi koşulları tarım ve gıda alanını ayrı bir tartışma ve kaygı odağı olarak karşımıza çıkardı. Giderek artan kaygıların boyutunu yansıtması bakımından, hemen herkesin sormakta olduğu kimi soruları şu şekilde sıralayabiliriz:

Yeni tip koronavirüsün ve genel olarak salgın hastalıkların ortaya çıkmasında ve yayılmasında mevcut tarım-gıda sisteminin rolü var mı?

Salgın koşullarında tarım-gıda alanında üretim, dolaşım, tüketim ve emek ilişkileri nasıl etkileniyor?

Salgına bağlı olarak kıtlık ve açlık tehditleri ile mi karşı karşıyayız?

Küresel ölçekte ve Türkiye’de gıda ve tarım özelinde ve bunlarla ilişkili alanlarda alınan tedbirler neler, bunlar yeterli mi?

Salgınla mücadelenin yanı sıra bu tip hastalıkların etkilerinin azaltılması ve önlenmesi bakımından tarım-gıda alanında kısa, orta ve uzun vadede neler yapılabilir, ne gibi olanaklarımız var?Reklam

Yeni tip koronavirüs ile tarım-gıda sistemi arasında çift yönlü bir ilişki söz konusu. Birincisi mevcut gıda rejimi ile ilgili. Halihazırdaki gıda rejimi, monokültür temelinde endüstriyel üretime, yoğun enerji ve kimyasal kullanımına, çok-uluslu tarım-gıda şirketlerinin kontrolündeki uzun-tedarik zincirlerine dayanıyor. Ve bu rejim salgın hastalıkların ortaya çıkmasında, yayılmasında ve çok daha ağır sonuçlar doğurmasında belirleyici rol oynayan faktörler arasında yer alıyor.

İkincisi sektörün etkilenmesiyle ilgili. Üretim, dolaşım ve tüketim örüntüleri bakımından salgından olumsuz anlamda en çok etkilenen alanların başında tarımsal ilişkiler ve gıda geliyor.

Bir başka ifadeyle söyleyecek olursak, tarım-gıda sistemi pandeminin seyrini şekillendirirken pandemi tarafından da yeniden şekillendiriliyor.

Kovid-19 salgını süresince ortaya çıkan ve şayet zamanlı ve doğru hedefe yönelik gerekli müdahalelerde bulunulmazsa bir gıda krizine dönüşme potansiyeli barındırıyor. Sorunların yönetimi, etkilerinin azaltılması ve uzun vadede ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere yönelik tartışmalar bakımından bu çift yönlü ilişkinin üzerinde durulması gerekiyor.

BURJUVA YABAN HAYAT ZEVKİ Mİ YEREL ‘KÜLTÜREL’ PRATİK Mİ?..

Salgın hastalıkların kaynağı olarak tarım-gıda sistemini işaret ederken konunun bir boyutunu patojenler oluşturuyor. Endüstriyel hayvancılık başta olmak üzere “doğrudan doğruya üretim merkezlerinden” çıkan patojenlerin sayısı ve etkileri hiç de küçümsenmemeli!

Evrimsel Epidemiyolog Rob Wallace ve arkadaşlarının “İnsan kökenli (antropojenik) alandan yakın zamanlarda çıkan ya da yeniden görünen çiftlik ve gıda kaynaklı patojenler” için verdikleri liste oldukça çarpıcı: “Afrika domuz ateşi, kampilobakter, kriptosporidyum, siklospora, reston ebola virüsü, E. coli O157: H7 (bir çeşit koli basili), el ayak ağız hastalığı, hepatit E, listeriya, nipah virüsü, Q ateşi, salmonella, vibriyon, yersinia ve çeşitli grip varyantları.

Patojenlerin yanı sıra bir diğer önemli boyut ise madencilik, enerji yatırımları, kentlerin yayılması, endüstriyel tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin artışı gibi birçok sebeple oluşan ekosistem tahribatı ile birlikte yürüyen yaban hayatın sınırlarının ve doğadaki çeşitliliğin daraltılması. Yapılan çalışmalar, “yeni çıkan insan patojenlerinin” temel kaynaklarından biri olarak vahşi hayvanları işaret ediyor; öyle ki bu patojenlerin “En az yüzde 60’ı vahşi hayvanlardan yerel insan topluluklarına geçerek” ortaya çıkıyor.Reklam

Bu noktada bütün suçu bir takım ‘lüks’, ‘marjinal’, ‘burjuva’ yaban hayat zevklerine ya da bir takım ‘yerel’, ‘kültürel’ pratiklere yıkmak, bu patojenleri ortaya çıkaran karmaşık toplumsal süreçleri de gizemlileştirmek, görünmez kılmak anlamına geliyor. Zira toprak ve genel olarak doğayla kurduğu ilişki ile neredeyse madenciliğin bir koluna dönüşmüş durumda olan endüstriyel tarımın; ormansızlaştırma, piyasalaştırma, finansallaşma ve toprak gasbı gibi araçlarla doğanın sınırlarını daraltması, yaban hayattaki biyoçeşitliliği yok ediyor ve bu patojenlerin hızla hayvan ve insan topluluklarına yayılmasının da önünü açıyor.

Bu sürecin yine kapitalist tarım-gıda sisteminin birincil derecede sorumluları arasında yer aldığı iklim krizi ile birlikte derinleştiği ve ivmelendiği de ayrıca not edilmeli.

Dahası, endüstrileşmiş tarım-gıda sistemi, çeşitlilik barındırmak yerine, standartlaşma ve öngörülebilirlik doğrultusunda tek tip bir üretim sistemini desteklemekte; bu da patojenlerin öldürücülüğünün ve bulaşıcılığının artmasına sebep olmakta. Örneğin, endüstriyel hayvancılık ve tarım pratiklerinin yarattığı “genetik monokültürler”, popülasyon içinde hastalığın bulaşmasını yavaşlatan çeşitliliğin de ortadan kalkması anlamına geliyor. Tek tipleştirilmiş kalabalık popülasyonlar bir yandan bağışıklık kazanma olasılığını azaltırken, diğer yandan patojenlerin öldürücülüğünü artıracak şekilde evrimleşme ve yayılma hızını da katlıyor.

MESELE SADECE TEKNOLOJİK DEĞİL

Bu noktada altını ayrıca çizmek gerekir ki, endüstriyel tarımın ve gıda üretiminin yarattığı sorunlar üretimin teknolojik altyapısı ile ilişkili meselelerden ibaret değil. Daha doğrusu, karşı karşıya olduğumuz sorunların toplumsal karakterinden soyutlanarak dar anlamıyla teknik meselelere indirgenmesi kendi başına bir sorun.

Burada söz konusu olan esas olarak tarım-gıda ilişkilerinin kamusal fayda ve ekolojik dengelerden ziyade, kâr maksimizasyonunu önceleyen toplumsal, siyasal ve ekolojik örgütlenmesi. Günümüz tarım-gıda sistemi, insanların ve halk sağlığının önüne şirketlerin çıkarlarını koyuyor; yeterli ve sağlıklı gıdaya erişim yerine küresel ticaretin aksamamasını önceliklendiriyor; doğayı farklı canlı varlıkların oluşturduğu bir ekosistem olarak görmek yerine yalnızca bir kaynak olarak görüyor.

Gıdayı neredeyse bir yan ürün haline getiren bu örgütlenme, bitkilerde ve hayvanlarda olgunlaşma süreçlerini de tarım-gıda alanına yatırılmış sermayenin çevrim hızına indirgemeye çalışıyor. Örneğin daha hızlı kâr elde edebilmek adına, hayvanlarda kesim yaşı çeşitli müdahaleler aracılığıyla her geçen gün daha da kısaltılıyor ve bu durum daha güçlü bağışıklık sistemleri içinde de hayatta kalabilen patojenlerin ortaya çıkmasını da beraberinde getirebiliyor.

Gıdanın metalaşmasına dayanan bu toplumsal örgütlenme, uzun tedarik zincirleri ve küresel ticaret ağları ile patojenleri hızla dünyanın bir ucundan bir diğer ucuna taşıyor. Bu uzun tedarik zincirlerine ise çok uluslu gıda şirketlerinin kontrolündeki endüstriyel üretim ve tüketim için gerekli standartları önceleyen gıda güvenliği ve gıda standartları anlayışları eşlik ediyor.Reklam

Diğer bir ifadeyle, halk sağlığını ve ekolojik dengeleri merkeze alan var olan denetim ve kontrol mekanizmaları neoliberal politikalar aracılığıyla ortadan kaldırılırken, bunların geliştirilmesi için mücadele eden toplumsal ve siyasal hareketler de antidemokratik politikalar aracılığıyla baskı altına alınıyor, etkinlikleri kısıtlanarak, engellenerek bir nevi cezalandırılıyor.

Atakan BÜKETüm Köy-Sen
Akademisyen

Gıda krizi riski büyüdü (2) | Suçlu virüs mü, çözüm nerede?

Devamı

Görkemli Hatıralar Gölbaşı’ndaydı

Her hafta sonu Cumartesi ve Pazar günü Halk Tv ekranlarında yayınlanan,Serhan Asker ile ‘Görkemli Hatıralar’ programı Adıyaman Gölbaşı’ndaydı. Konuklar CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı,Veli Ağbaba, CHP Adıyaman Milletveki Abdurrahman Tutdere,Sanatçı Kahtalı Miçe,Udi Yervant ve Müzik Emekçileriydi. İlçe Belediye Başkanları, CHP İl ve İlçe Başkanlarıda hazır bulundular.

İzleyemeyenler için , Serhan Asker ile ‘Görkemli Hatıralar’ programını ekliyoruz.İyi seyirler. Serhan Asker ile ‘Görkemli Hatıralar’ programının tekrarını Halk Tv ekranlarında gece 01.00 saatlerinde de izleyebilirsiniz.


Devamı

Malatya’da Çevre ve Tarım Kurultayı düzenlendi: Üretici için çare sendikalaşmak


Tüm Üretici Köylüler Sendikası (Tüm Köy-Sen) Malatya’da Çevre ve Tarım Kurultayı düzenleyerek, üreticilerin sorunlarını tartıştı. Malatya Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen kurultaya Tüm Köy-Sen Örgütlenme Uzmanı Sedat Başkavak’ın yanı sıra üretici köylüler katıldı. Endemik bitkilerin yok olduğunu, içme suyu ve sulama için kaynakların azaldığını, üretim maliyetinin arttığını belirten köylüler, çevre sorunlarıyla mücadele ettiklerini anlattı. Kanunların köylülerin aleyhine işlediğinin dile getirildiği kurultayda, çarenin sendikalaşmak olduğu vurgulandı.

“ENDEMİK BİTKİLER YOK OLDU”

Doğanşehir’de arıcılık yapan Hasan Şahin, “Taş ocakları nedeniyle endemik bitkiler tozdan yok oldu. Bitkiler yok olunca da arıların bal üretimi azaldı. Türkiye’de kova başı bal üretimi 13,5 kilogramken Çin’de 51,5 kilogram üretim sağlanmakta. Tarımsal sanayinin ön planda olması lazım. Bunun da sendikalar aracılığıyla yapılması lazım” dedi.

“İÇME VE SULAMA SUYU KALMADI”

Dedeyazı köyünde Recep Çakır ise köylerinde maden ocağına köylülerin tarımdan gelir elde edilememesi ve şirketin vaatleri nedeniyle olumlu yaklaşıldığını ancak gerçeğin daha sonra ortaya çıktığını ifade etti.

2011’de şirketin büyümesiyle maden ocağının doğaya zararını fark ettiklerini anlatan Çakır, doğalarının katledildiğini, köylünün içme ve sulama suyu bulamadığını dile getirerek, “Köylü ve maden karşı karşıya geldi. Biz ne yaptık diye tartışmalar ortaya çıktı ama iş işten geçti köylü için tabii. İşçiler iş bıraktı, köylüler aktif halde mücadeleyi yürüttü ve maden ocağı kapatıldı. Geri adım atılmasının tek sebebi örgütlü bir mücadele. Birlik olmakla oldu” dedi.

GİRDİLER ATTI, TARIMI BIRAKTI

Geçimini önceden tarımla sağladığını belirten Hüseyin Dumlupınar, “Biz 20-30 yıl önce evde 20 nüfus yaşıyorduk. Tarımla uğraşıyorduk, böyle geçinirdik. Şimdi benim 70 dönüm arazim var. 2000’den bu yana süremiyorum, duruyor öyle. Girdilerin fazla olması, mazotun pahalı olması, gübre ve tohum fiyatı, kurtarmaması sebep oldu. Yani bu hükümet üreten değil tüketen bir toplum yarattı” dedi.

“ÜRETİCİ ÇEVRE SORUNLARIYLA UĞRAŞIYOR”

Tüm Köy-Sen girişim grubu üyesi Ali Gürel, “Geçen yıl 8 TL’ye satılan kayısı, bu sene de 8 TL. Çiftçinin giderlerine baktığımızda kat kat artmasına rağmen fiyat aynı kalıyor. Üretici köylüler ürünlerini satamıyor. Önceden sorun ürünün para etmemesiydi, sonralarında meraların kiralanması, dağların maden ocaklarına açılması, mermer ocağı yapılmasıyla bir sürü sorun oluşuyor. Hayvanlar otlatılamıyor. Üretici köylü çevre sorunlarıyla uğraşıyor” dedi.

“KANUNLAR KÖYLÜLERİN ALEYHİNE İŞLİYOR”

Tüm Köy Sen Örgütlenme Uzmanı Sedat Başkavak, “Tarım alanlarını sulayan kaynaklar gittikçe azalıyor. Önümüzdeki yıllarda su, gıda, tarım önem kazanacak. Pancardan tütüne artık hepsine kota getirildi. Sendika artık kotanın kaldırılmasını istiyor. Toprak Su Genel Müdürlüğü tarım arazilerini kontrol eder ve tarım dışı kullanılmasını engellerdi, kapatıldı. Zirai Karantina Genel Müdürlüğü ilaç kalıntısı ve kontrol işleri yapardı, kapatıldı. Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü hayvan hastalıklarını takip eder, önlem alıp aşı yapardı, kapatıldı. Kanunlar hep köylülerin aleyhine işliyor” dedi.

Tarım alanlarının yok edildiğini söyleyen Başkavak, “Suyumuz, toprağımız talan ediliyor. Yok olmamak ve ayakta kalabilmek için el birliği, akıl birliği ve güç birliğine, bir sendikaya ihtiyaç var. Tüm Köy-Sen en geniş köylüyü kendi çıkarları ve talepleri temelinde bir araya getirebilen, taban fiyatın belirlenmesinde taraf olan, tarım politikaları üzerine söz söyleyen bir sendika. Taleplerimiz için Tüm Köy-Sen etrafında birleşmeliyiz” dedi.

Berfin GÜLERTüm Köy-Sen
Malatya

Devamı

Harmanlı , Kalemkaş , Çakmak ve Civarında Kullanılan Eskiden Günümüze En Eski Sözcükler


Hüseyin Şahin


Acık: Azıcık,çok az.

Alelusul: Rasgele,baştan savma.

Harmanlı , Kalemkaş , Çakmak ve

Civaronda Kullanılan Eskiden

Günümüze En Eski Sözcükler

Alayı: Hepsi.

Abinne: Büyük iğne

Abuat: Bilmiş,avukat.

Ahkem: Bilmediği konu hakkında bilir gibi konuşma.

Akıt: Salça.

Ağdırmak: Hayvan yükünün bir tarafa ağır olması,çekmesi.

Alaha: Olumsuz ve asılsız olduğunu belitmek için söylenen söz.

Alemeşkere: Diline düşmesin,yeterki duymasın.

Allef: Tahıl hububat içindeki yabancı çöp tohum.

Apırçın: Telaşlanma.

Arakı. Toprak evlerde tavana konan ağaç kolon.

Asarmak: Korumak ( Bazen olumsuz anlamda da kulanılır.).

Asbab: Elbise,çamaşır.

Addüz: Evin altı,hayvanların barınağı.Aşağı.

Ağveren: Kertenkelenin büyüğü.

Alaf: Ateş.

Avrul: Eğil.

Azap: Başkasının yanında karın tokluğuna çalışan.

Aval: Savunmasız,iş bilmez.

Alnaç(almacıma): Karşı,alnımın karşısı.

Ağnaşma: 1. Anlaşma. 2. Kekliğin topraktaeşelemesi,debelenmesi.

Ayak yolu: Tuvalet.

Aktır: Tek ayakta zıplayarak yürüme.

Atep: Eziyet,zarar verme.

Alacı: Hepsi bu kadarmı?

Bayak: Az önce.

Balıcan: Domates.

Bastık: Pestil.

Başkaka: Bilerek,isyerek.

Beleykim: ( Ollmaz ,Olumsuz anlamında.).

Bellik: İşaret.

Berdi: Toprak evlerde tavandaki ağaç kolonlar üstüne serilen oval yapraklı ağaç çubukları.

Bıldır: Geçen Yıl(Sene).

Bılk: Yumuşamış.

Birsınfır: Çokca,Epeyce.

Bitik: Biraz.

Biyo: Birkere.

Boöz: Bu sefer.

Boön: Bugün.

Bor: Sürülmemiş tarla.

Burma: Yaşken bükülmüş,kıvrılmış ot.

Berkit: Sağlamlaştır.

Böhten(garamet): İftira.

Buadek: Bu kadar.

Biticik: çok az.

Bizzikleme: Karıştırma.

Buhuz: Eziyet etme ve huzursuzluk.Zarar verme.

Başangilik: Bildiklik.

Basırmak: Kapatmak.

Bikeren: Bir defa.

Belkim: Sanırım.

Batal: Yok olma,unutulmaya başlanma.

Buncukmak(Buncukma): Boğulacak şekilde su veya duman içinde kalma.

Bimafır: Çokçana.

Cüvek: Kendiliğinden oluşmuş tevek üzümü.

Cılgı: Belli-belirsiz yaya yolu(Keçi yolu).

Cıs: Engel olma anlamında söylenen(çocukla) söz.

Çötük: Suyu çok az olan çölde su akıtan araç.

Çıkla: Aynısı benzeri.

Çingil: Küçük Metal kova.

Çibelme: Sımanma.

Çuka(Dürge): Bastık dürümü katlanmış hali.

Çöğdürme: İşeme( özellikle küçük çocukların abdestlerini yaptırmak için söylenir.).

Cağ: Şiş.

Afat: Yaramaz,haylaz.

Cor: Söz,Laf.

Çağa(Çağ): Çocuk.

Çimme: Yıkanmak.

Çömçe: Kepçe.

Çıngı: Ateşten sıçrayan küçücük parça.

Calıcapbak: İstediğini yerine getirmek için çabalamak,bağırma,ağlama.

Çengit: Fırlat at.

Çamanıçıkmış: Çok kurumuş.

Çörten: Susuz yerde çok az su biriken yalak.

Çor: –

Çör: –

Çipmerak: çokmu gereki.

Cenger: Bakır.

Cerpit: Çözüp bırakma.

Carı: Hızlı.

Döller: Çocuklar.

Dulda: 1. Gölge , 2. Koruma.

Dıkız: Taşacak şekilde dolu. 2. Toprağın çok yaş olması.

Dengirsek: Beklenmedik zamanda tanıdıklarla karşılaşınca şaşırma.

Dahre(Tahra): Dal kesmek, bağ budamak için kullanılan alet.

Dalanma: Acıkma veya ani halsiz düşme.

Damdıra: Söz.

Dağme: Topaç.

Deyim: Sincap.

Dinel: Ayakta dur.

Devşirme(Döşürme): Derleme,toplama.

Döş: Göğüş.

Depingi: Üzüm tepelemek için yapılmış beton yer.

Dilliksiz: Kavgacı,Geçimsiz.

Dışlık: Eğlence,zevk.

Dışrak(Dış okurak ): Uygun.

Dungucmak: Boğulacak hale gelmek.

Doluk: Dolmuş,dolu.

Deha: İşte orada.

Dinelme(Dikelme):Dik durma karşı koyma.

Daim: Her zaman.

Dambıllama: Aşırı Sevgi gösterme.

Diya: İşte ora.

Ede: Ağabey.

Evham: Üzüntülü.

Essah: Gerçek,doğru.

Elleham(Ellam): Herhalde,Sanırım.

Endeze: Uzunluk ölçüsü.

Emidert: Dert ortağı.

Ersin: Küçük kürek.

Eviçeri: İç oda,depo.

Elden gel: Başardın,teşekkür.

Enkevel: İlk önce.

Epeydir: Çok zamandır.

Eğiş: –

Ferik: Piliç.

Fenikmek: Sıkılmak,bunalmak.

Fıngıt: Fırlat.

Fışkı: –

Firoun: Uyanık,arabozucu.

Folluk: Tavuğun yumurtlaması istenilen yere konulan yumurta.

Ferfene: –

Fehimli: Zekalı,Başarılı.

Finiktirmek: Sıkıştırmak,Çevirme.

Gağer: Sebze arığı(yarığı)

Geleni: Büyük fare.

Galayını: Kalayını.

Gaile: Kafa,iş karışıklığı,iş düzensizliği.

Göynek: Gömlek.

Geçik: Geçmiş ,özelliğini yitirmiş.

Gağeç(Gaaç): Urgan ucuna takılan bir tarafı kısa, bir tarafı uzun ağaç çatal.

Görüküm: Görünüm.

Güya: Yapıyormuş gibi, kendi aklınca.

Gayım: Berk,Sağlam.

Geyrek: Sağ karın boşluğu.

Gafla: Kalabalık , Sürü.

Gışargıç: Denge aleti.

Gale: Ciddiye almama.

Garamet(Böhten): İftira.

Gabala: Göz Kararı,Tahmini.

Gaplen(Gablen): Yanlışlıkla.

Gafil: Habersiz,bilmeden yakalanma.

Galaklanma: Gururlanma,Efelenme.

Gamga: Ağaç ve odun kabuğu,üstten ince bir parçası.

Gamalak: Karda yorulmuşuçamayan Keklik.

Gapısalk: Bahçe,ağıl kapıs.

Gavlak: 1. Kabuğu soyulmuş , 2. Saçsız , Kel.

Gebeç: 1. Tam kurumamış,yetişmemiş Üzüm , 2. Tam yetişmemiş Üzüm.

Geçe: Yön,taraf.

Gejgere: Eşeğin üzerinde yük yada su fıçısı taşımaya yarayan araç.

Ger: Fıstık,Ceviz,Nar gibi meyve kabuğunun bıraktığı boya.

Gırbıs(Kırbıs): Biber.

Gısdalamak: Sıkıştırmak,çevresini sarmak.

Gıvıktırmak: Yakalanacak duruma getirme.

Gişi: Erkek.

Golon: Kürtünü eşeğin sırtına bağlamaya,tutturmaya yarayan enli ip.

Goska: Süslü ,Dikkkat çekici kendini beğenmiş,(üstün gören).

Göbelek: 1. Mantar , 2.Küçük çocukları severken karınlarına verilen sevgi belirten söz.

Göğ: Yeşil,yetişmemiş.

Guskun: Kürtünün öne gitmesi için kuyruk altından kürtüne bağlı kayış;ip.

Gücele: Zorla,en sonunda.

Günrah: Güçlü,Kuvvetli.

Güneçe: Güneşli yer.

Guy: Koy.

Gaislım: istemeyerek.

Galle: Kasa.

Gayıl: Katlanma,kefil olma.

Goyur/Goyurma: Bırakma,Önünü kes

Göracan: Göreceksin.

Gidişme: 1. Kaşıntı , 2.Başkasına sataşma ,kızdırma.

Galek: Kabuğu soyulmuş fıstık,ceviz.

Galaklanmak: Karşısındakine karşı karşı yiğitilenmek.

Goyur: Bırak.

Gögür: Bırak.

Sinikli: Sümüklü.

Gücele: Zorla.

Gokgiç: Gübrelik yada hafif çamurlu yerde oynamak için yapılmış ucu sivri kazık.

Genirme:(geğirme).

Gidik: Yeni olgunlaşmış Oğlak.

Gubar: Güz havası.

Günüz: Gündüz.

Hamzik: 1. Beceriksiz,elinden iş gelmeyen , 2. Biçare,gariban.

Hanek: Boş,ciddi olmayan samimi sohbet.

Horanta: Aile. Ev Halkı.

He: Evet.

Hehe: Evet,Evet.

Hale: 1. Daha , 2. Başıboş.

Horaçer: İyi,sağlam,güzelce.

Hımbıl: Yapısına göre yaramaz.

Hengil: Bakır yada alimünyumdan yapılmış kova.

Haybeden: Olur-olmaz, asılsız.

Halak: Boş verme,bozuldu.

Hüs: Sus.

Hırık: Cansız,Zayıf,Kötü.

Hılt: Çok,Çokca,Bol.

Hırtıl(Keşir): Havuç

Hacet: Alet,Araç.

Hangeme: Bağırmma,Çağırma.

Hansis: Perşembe.

Harık: Ark,Kanal.Sebze dikilen bölümler.

Haral(Harel): Büyük,geniş Çuval.

Helke: Su taşıma kabı.

Hezen: Toprak evlerde tavanın ortasına atılan büyük ağaç kalası.

Hırıs: Uslu.

Hıntık: Uslu.

Hışhış: Yenilik özelliğini yitirmiş.Gerektiğinde kullanılan araçlar.

Hıtap: Börek.

Honçuk: Beceriksiz,elinden iş gelmeyen.

Höttük: Cansız gibi dik durma.

Horsunma: Korkutma,Ezme küçümseme.

Hinik: Sümük.

Höflenirsek: Korktuğu halde,korkmamış gibi davranma.

Hönkeri: 10 Kg’lık yük.

Hangırdansesk: Sesli gülmek,konuşmak.

Heya: Evet doğru.

Helik: Büyük ve küçük arası taşlar topluluğu.

Hele hüle: Benzer gile.

Helehaski: düşünülen olmamış.

Hıtmır: –

Holçalhonçek: Tersleme,aşağılama.

Hele Kele: Kabul etmeme.

Hıla: Ekmek tahtası arasına serilen bez.

Horaf: İyisi seçilmiş,kötü.

Hayf: Öç,Kin.

Habire: Durmadan,çok sık.

Hayle: Hayvanları serbest bırakma.

Helhel: –

Hasek: Tut’un yetmemişi.

İlemi: Öyle değilmi,Söyleyeni tastik etme.

İhinacık(Ahana,Ahanda,Ahanacık): İşte Burada.

Irbık: İbrik.

Irak: Uzak.

Iymak: Suyu istenilen yere akıtmak.

İlaan(leen): Leğen.

İşlik: Gömlek

İçlik: İçe giyilen.

İtaa: Hamur yuğrulan leğenin altına serilen bez.

İşkillenme: Şüphelenme,Kuşkulanma.

Irganmak: Kıpırdamak,Sallanmak,Kımıldamak.

Kaşkelle: Kaç kere

Kıstalamk: Bir yere sıkıştırma,gücünü gösterme.

Kırışak: Bi başına görülen büyük ve hareketsiz Kene.

Kenna: Daha iyi olsun anlamındaki söz.

Kuşgana: Tencere.

Kıvıktır: Yakalamak için sıkıştırma,çevirme.

Kele: Daha iyi olsun,hoş olsun , Başkasının sözüne karışma,sözü.

Kale: Ciddiye almama.

Kef: Kaynatılan pekmez yüzüne biriken zararlı madde.

Külliyen: Aslı yok,Tamamen asılsız.

Kısmık: Parça,parça.

Kıymık: Özellikle küçük parmkalara batan çok küçük parça

Kişifleme: Habersiz gözetleme,izleme.

Kıran: Toplu ölesiceler.

Kürüme: Kar atma.

Kırfın: Topluca ölesiceler.

Karabalcan: Patlıcan.

Karamet: İftira.

Kelik: Terlik.

Kemçik: Ağzı eğir(Eğri ağızlı).

Kevcealma: Alay etmek.

Kepenek: Kelebek.

Kezzek: Sürülmüş toprak içinde dağılmamış toprak.

Kirmen: Yün,kıl eğerme aracı.

Kömbe: Kalın börek. Pekmez ile yapılan börek.

Kösnü: Köstebek.

Kulaasma: Aldırma,önemseme.

Küncü: Susam.

Kürtün: Yük taşımak yada binmek için at,eşek sırtına konan semer,palan.

Kile: 16 Ölçeğe( yaklaşık 2,50 kg) denir.

Közdıvat: Buyunduruktan geçen sabanın ucundaki deliğe geçirilen değnek(alik, kısaz).

Kenna: İyi olsun istedim.

Kancık: Kalleş.

Kıtmık: Çok küçük parça.

Künde: Her Gün.

Kaykıllama:(başkasına gnderme).

Labıt: Mesesinar kasındaki çamur temizleyen demir parça.

Loğ: Toprakdamın akmasını önlemeye yarayan silindir biçiminde kalın taş.

Loğdur: Loğu çekmeye yarayan ağaç yada demir çubuk.

Lülle: Yuvarla.

Lik: Zıplama.

Lenger: Kalaydan veya saç leğen.

Mıtırıp: Cimri,Elisıkı.

Mırgım: Karınca’nın küçüğü.

Müstahsil: Üretici.

Misgilim: 1. İyi,Sağlam , 2. Hoş.

Melheta: İçinde nohut,mercimek,kırılmış döğme bulunmuş yiyecek.

Muskaat(Makayyet): Emanet etme,baktırma.

Marhama: Havlu.

Mesmır: Avlanmış, bıçakla kesilmiş ölü hayvan.

Malamat: Rezil etme,yapılan yanlışı herkese duyurma.

Malsak: Malına-Mülküne düşkün,bağlı.

Mafırım: Çok güzel ,iyi.

Matıflamak: Yaşlanmak , ne yaptığını, ne dediğini bilmemek.

Melefe: Örtü , küçük bez.

Maram: 1. Herhal,Sanırım ,2. İstek

Meri: Dişi.

Meses: Çift sürerken öküzleri sürmek için ucu çivili uzun çubuk.

Mil: Örgü şiş’i , Sıvı çemur.

Mıymıntı: Beceriksiz,uyuşuk,çok yavaş davranan.

Mual: Ürün.

Möhlet: Süre.

Misaf: Kur-an.

Mintan: Gömlek.

Bahana: İtiraz etmek için gerekçe arama.

Makat: sabit divan.

Meşekkat: Uğraş,iş.

Mürdü: Ağaç,makina.

Mitil: Eski yatak,giysi.

Mırık: Cıvık,Çok sulu çamur.

Mitilim çıktı: Çok,çok ypruldum.

Mekirim: Sayemde.

Neçe: Nice,çok sayıda.

Nemcaz/Neatdek: Ne kadar, çok az.

Naydon(Neydon): Ne yapıyorsun.

Naylon(Römork): Traktörün yük taşıdığı kasa.

Nifak: Kötülük,Kuşkulandırma.

Nuz: Ekşi ve Tatlı arası.

Nelbeki: Tabak.

Nefaat: Ne zaman.

Öncüt: Öndüç.

Onsaz: O kadarmı, o biçare.

O ader: O kadar.

Ohtum: Sohbetin,arkadaşlık ilişkilerin.

Otaçe: Karşı taraf.

Övraaç(Evraaç): Ekmek pişirirken çevirme aracı.

Ortaç: Asma,tevek dalı.

Ökseme: Özleme.

Ğönnekli: Yaptığı,söylediğini değinilmeyen.

Öte: İleri.

Ötoz(Ötooz): Diğer Oda.

Ofurtma: Bilmediği konuda bilmiş gibi abartılı konuşma.

Pendek: Hayvan yükünü iki tarafından her biri.

Patlak: İncir.

Peşkır(Peşkil): Havlu.

Pel,Pel Bakma: Avanak halde bakma.

Peyder pey: Parça ,parça.

Pörsümüş: 1. Fışkırma,göğenme , 2. Eskimiş,bozulmuş.

Iravak: Çürük,geçmiş üzümden süzülmüş şerbet.

Sıyıpmak: Karda,buzda eğilimli yerde kayma.

Sakırga: Yavrusundan büyük kene

Salahana: Amaçsız dolaşan.

Şapalak: İçli köfte. Harcından etsiz olarak yapılan yassı köfte.

Soyha: Geri kal,yoksun ol.

Sıvışmak: aniden koşmak.

Sarat: Büyük elek.

Sehen(Sahan): –

Seki(Avlu) Evin önü.

Sekles: Yük taşıma.

Serpene: Üzüm çubuklarının sarıldığı ucu sivri değnek.

Sırt: Giysi.

Sıyırgı: Kar atma aracı.

Sıkıkurcalanmak: Söylenmek.

Süllüm: Merdiven.

Süyük(Saçağı: Toprak dam ucu.

Şebeke: Zift sürülen hayvanın ağzına takılan kafes.

Samı: Boyunduruğa geçirilen değnek.

Şaya(Şaiya): Söylenti,Dedikodu.

Şörük: Ağızından akan sıvı madde.

Süyük(Sivik): Toprak damların uçları.

Şapşal. Beceriksiz,elinden iş gelmeyen.

Sarkıtma(k): Damlatma.

Sumsuk: Yumruk.

Soöt: Söndür.

Sömek: Sırtta taşınacak yük.

Sedir: Tahta divan.

Sıyıpma: Kayma.

Süpüntü: Pislik.

Süklüm: Sırtta taşınan yük.

Sürsalyasak: izinsiz,fırsatçı şekilde ele almak.

Sürset: Beceriksiz.

Sığırtmaç: Sığır Çobanı.

Seyip: Başıboş.

Tavatır: Beğenmiş olmak için söylenen söz.

Tamsa: Hatırlatma,tembih etme.

Te/Tee: Karşındakinin kendisi hakkında konuştuğunu beğenmek için söylenen söz.

Tuyrak: Kendine göre kötü yada yetersiz olduğunu belirten söz.

Töho( Töğğğ ): Yapılan işi yada görevi yapamama,beğenmeme için söylenen söz.

Teş: Büyük bakır yada alimünyum leğen.

Teng-Tüng: Tek-Tük.

Tihniyetsiz: Geçimsiz,istemez.

Tuhaf: Önemsiz,Önemseme için söylenen söz.

Tereke: Sığır.

Udulma: Yenilme.

Üşenmek(Erinmek): Yapılacak işi yapmama,erteleme.

Üredun: Evvel gün.

Üsturuplu: Yerine göre uygun konuşma.

Yenli: Hafif.

Yavsu: Hareketli,çok küçük(sakırga küçüğü).

Vaymıkı: Duyduğunu,gördüğü hemen başkasına söyleme.

Yumuş: Emir. Kendi yapabileceklerini de başkasına yaptırma.

Vebal(Nesbal): Günah,Suç.

Yolma: Ekin,Nohut gibi ürünleri toplama.

Vığıltı: Gürültülü, Şamatalı konuşmam. 2.Rahatsız edecek şekilde konuşma.

Yılda: kendini avutma.

Yalbırdak: İnce giyinme.

Yörep. Eğimli yamaç.

Yeetden: Yeniden.

Zerk(Zenk): Ağaç Meyvelerinin Güneş yakmış hali.(Özellikle Fıstık).

Zahra: İçerisinde yiyecek,içecek bulunan oda,depo.

Zaar(Zahar): Sanırım,herhalde.

Zırıltı: Konuşarak itiraz etme.

Zorundak: Zorla.

Zamanen: Zamanla.

Zıppık: Keyf yetirme.

Zıvanadan Çıkma: Kızarak konuşma,bağırma,zarar verme.

Devamı

Adıyaman Belediye Başkanları,Ekrem İmamoğlu’nu Ziyaret Etti.

 CHP’li Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere ve Belediye Başkanları, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret ettiler.


Devamı

Gölbaşı Belediyesi Haberleri-1

 Adıyaman Gölbaşı Belediyesi Başkanı İskender Yıldırım(CHP) : “Belediyemiz Fen İşleri Müdürlüğü İnşaat Ekini Tarafından Mimar Sinan Mahallesi Kardelen Sokakta Kaldırım Yapım Çalışması Devam Ediyor.” dedi.


Devamı

Kadın’a yönelik cinayetler ile ilgili açıklamalar

İskender Yıldırım(CHP’li Gölbaşı Belediye Başkanı) :

” Malesef kadın cinayetlerine bugün bir yenisi daha eklendi. İstanbul’da öğretim üyesi olarak görev yapan Dr. #AylinSözer vahşice katledildi.
Kadına yönelik şiddete karşı sessiz kalmamalıyız, susmamalıyız ve bu şiddeti ortadan kaldırmalıyız. Hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum. “

Emine Köseler(CHP Gölbaşı İlçe Başkanı) :

” Ceza indirimleriyle adeta teşvik edilen kadın cinayetleri, ülkemizde bir afete dönüşmüştür. Dün 3 kadın katledildi yine aklımız tutuk, yine dilimiz küfürlü, yine içimiz öfkeli. bu cinayetler, bu vahşetler, önlemler alınmadıkça tekrara düşüyor yazdık, çizdik sokaklarda mecliste platformlarda gündeme getirdik defalarca yapılması gerekenleri de sıralıyoruz ama nafile.Olaylar günlük 1 kadın daha öldürüldü, 2 kadın daha öldürüldü deniyor ve bitiyor.
Sonra diyoruz ki şu ay şu kadar kadın öldürüldü, bu yıl bu kadar kadın öldürüldü.
Bu cinayetlerin son bulmasını istiyorsak, hep birlikte İstanbul Sözleşmesi için mücadele etmeliyiz.
Caydırıcı cezalar gelmedikçe, takım elbise giyene iyi hal indirimi verildikçe, İstanbul Sözleşmesi uygulanmadıkça, daha çok kadın cinayeti haberleri yazılır sosyal medyada gündem olur kınanır..”

Devamı